Türkiye’nin Göçmen Politikası

Siyami Akyel/Milli Gazete

Ülkemizin beka yani var olma, yok olma sorunu haline dönüşen iki sorunu “göçmen politikasındaki basiretsizlik” ve “yabancılara toprak satışı” olduğunu görmek gerekir. Eğer bu basiretsiz politikalar terkedilmezse sonuçları çok ağır olacaktır.

1-Planlı göçlerle bir ülkenin elden çıkışının en somut örneği hiç şüphesiz Filistin’dir. Yüzyıllık sinsi planla bir bölgenin nasıl işgal edildiği, demografik yapısının nasıl değiştirildiği, zorbalıkla bir devletin nasıl kurulduğunun en bariz örneği Siyonist İsrail’in kuruluşudur.

2-Şehirlerin, düzensiz göçler ve sinsi planlarla nasıl elden çıktığının örneği ise Musul ve Kerkük’tür. Irak’taki Türkmen varlığının uygulanan sinsi planlarla nasıl günden güne yok edildiğini, gerek katliamlar, gerek göçe zorlama, gerek tapu kayıtlarına müdahaleyle azınlık haline getirildiğini görmek gerekir.

3-Bir başka örnek, 1492 yılında Hıristiyanların elinden Osmanlı Devleti tarafından kurtarılarak bu topraklara getirilen Sefarad Yahudileri Sabetaycılardır. 150 bin kişilik göçmen kafilesi İspanya Yahudisi Sebataycılar, yıllar içinde etkinliğini artırmış ve devletin önemli sinir merkezlerine etki eder hale gelmiştir. Küçücük bir göçmen topluluğunun Osmanlı Devleti’nin son dönemi ve Cumhuriyet dönemindeki lobi gücünün nelere mâl olduğunu görmek gerekir.

4-Türkiye, son on yılda, Suriye başta olmak üzere dünyanın değişik yerlerinden gelen yabancı göç dalgalarıyla adeta “göçmen deposu” haline gelmiştir. Bu, ülkeyi “Küçük Amerika”ya dönüştürme projesidir. Sadece savaş mağduru Suriyeliler değil, dünyanın her yerinden göç akınına karşı hiçbir ciddi önlem alınmamasıyla ülkenin demografik yapısı değişmektedir. Sadece Türkiye değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) de göç akınına uğramaktadır. Daha şimdiden 386 bin nüfuslu KKTC’de 30 bin Yahudi yerleşmiştir.

5-Türkiye artık, sadece komşu ülkelerden göç almamakta, binlerce kilometre uzaktan ve değişik coğrafyalardan göç alarak, tıpkı ABD gibi kozmopolit bir devlete dönüşmektedir. Sadece Suriye’den değil, İran, Irak, Mısır gibi Ortadoğu ülkeleri, Afganistan, Pakistan ve Çin gibi Uzakdoğu ülkeleri, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Azerbaycan gibi Türkî cumhuriyetler, bazı Avrupa ülkeleri ile Afrika ülkeleri ile Rusya, Ukrayna, İsrail, ABD gibi ülkelerden göç almaktadır. Türkiye, bu denli hızlı bir nüfus artışını kaldıramaz. Türkiye, ABD gibi göç ülkesi değildir; kaynakları sınırlıdır. ABD, silah satışı ve sömürgeyle tahakkümüne devam etmektedir. Bu çarkı bozulduğu zaman en kolay yıkılacak ülke ABD’dir. Çünkü millet ve aidiyet duygusu en zayıf ülkedir.

6-Ottawa Anlaşması (12 Mart 2003) imzalanarak sınırlarımızdaki mayınlar temizlendi. Belli ki bu, ABD’nin ilk ev ödeviydi. Suriye’deki iç karışıklıktan sonra Avrupa Birliği ülkelerinin düzensiz ve kontrolsüz göç tehdidinden etkilenmemesi için “Geri Kabul Anlaşması” (16 Aralık 2013) imzalandı. Anlaşmaya göre, Türkiye’den Avrupa Birliği ülkelerine gidecek göçmenler geri iade edilecekti. Bu da ikinci ev ödeviydi. Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye kadar düzensiz göçlerden etkilenmemesine rağmen16 Aralık 2013 tarihinde “Geri Kabul Anlaşması”nı imzalayarak göç akınının önüne geçmiştir.

7-Bu kontrolsüz göç dalgasını Suriye’deki savaşın bir sonucu olarak görüp, “mazlumlara el uzatıyoruz” sloganıyla izaha çalışılmasının belki Suriye’deki savaş mağdurları için kabul edilebilir yönü olabilir ancak, savaşın ve sefaletin olmadığı ülkelerden göçlerin varlığı, sınırlarımızın kevgire döndüğünü, bu işin bilinçli şekilde organize edildiğini; sadece göç değil, dünyanın 182 ülkesinden kişi ve şirketlerin Türkiye’den toprak satın alması, her türlü mülk satışıyla vatandaşlık verilmesi, vatandaşlığın teşvik edilmesi bu işin bir plan dahilinde yürütüldüğünü göstermektedir. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar göç kabulü, bu kadar toprak satışı, bu kadar vatandaşlık teşviki yoktur.

8-Türkiye’de mütedeyyin kesim Araplar ülkelerinin, seküler kesim Rus, ABD ve Avrupalıların, milliyetçi kesim ise Türkî cumhuriyetlerin göç etmesine ve toprak satın almasına ses çıkartmaması, göç akınının artarak devam etmesine yol açmaktadır.

9-Göç akınının bu şekilde devam etmesi halinde bugün bu politikayı destekleyenlerin ve göçmenlerin de yaşam alanlarının daralacağı, nüfus artışıyla birlikte hayatın her alanında bunun etkisinin hissedileceği muhakkaktır. Bu denli kontrolsüz göçe konut stoku yetmez, su kaynakları yetmez, tarım alanları yetmez. Nüfus artışı böyle devam ederse Çin’deki gibi balık istifiyle yolculuk gerçekleşecek, kiralık ev sorunu, su sorunu ve işsizlik sorunu, aidiyet sorunu gibi birçok sorun çözümsüz hale gelecektir.

10-Geldiğimiz noktada, ideolojisini “Türk milliyetçiliği” üzerine inşa etmiş bir siyasi yapı ile “tek millet” sloganı atan başka bir siyasi yapının, ülkeyi “yabancılaştırma” projesinin paydaşı olması, sadece göçmen politikasıyla değil toprak satışıyla da bunu teşvik etmesi, bu politikayı sahiplenmesi; tabanlarında ve kamuoyunun bir kısmında kabul görmesi izahı kabil olmayan ilginç bir vak’adır.

+ There are no comments

Add yours