Ülkemiz, Cumhuriyetin kurulmasından bu yana çeşitli badireleri atlatmış, yokluktan, sefaletten, kurtulmuş, dünya ile irtibatını sağlamlaştırmış ve bir dizi problemleri çözerek yeni bir yüzyıla ulaşmıştır. 100’ncü yılına yakında girecek olan Türkiye, ne acıdır ki yanlış siyasi anlayış ve uygulamalar nedeni ile oldukça sıkıntılı bir dönemin eşiğine geldiğimizi üzülerek görmekteyiz.

Peki çıkış yolu mümkün mü? Elbette mümkün. Ancak, türlü sıkıntılı badireleri geride bırakmak için öncelikle iyi niyet, samimiyet ve ciddiyet gerekmektedir. Geldiğimiz nokta Türk Milleti’nin hak ettiğinin çok ama çok gerisindedir. Bu nedenledir ki, geleceğe güven ve huzurla bakmak ancak geçmişte işlenen siyasi hataları görmek ve incelemekle olur. Kanatım odur ki atılacak ilk adım, son 20 yılın yönetim ve idari hatalarının vakit geçirilmeden gün yüzüne çıkarılması olmalıdır.

TBMM’de grubu bulunan ve seçime katılma yeterliliği elde eden siyasi partiler; başta iktidar partisi AKP ve ortağı MHP, BBP, Vatan Partisi, ana muhalefet partisi CHP, İYİ Parti, HDP, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi ve diğer partiler 2002-2021 yılları arası iktidarın ülkemize verdiği zararları ortaya çıkaracak “HASAR TESPİT KOMİSYONU” kurmalıdır. Her parti kendi düşünce dünyası, bilgi ve görgü birikimine uygun ekiple bu çalışmayı yapmak zorundadır.

21 yıldır ülkeyi idare eden zihniyet, yetiştiği Din egemen anlayışla, “Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalış” lafını, bu dünya için kupon arsa, arşa yükselen gökdelen, “Ahiret için çalış” lafını da en büyük cami yapma olarak anladığı için, güzelim topraklarımız beton yığınına çevrildi. Şaşaa, saray ve külliye için ne ağaçlar katlettiler ve yine bu uğurda kanun tanımaz, ben yaptım oldu zihniyetiyle tam bir kültürsüzlük örneği sergilediler.

Her zaman ve her yerde ifade ettiğim gibi, her şeyin ama her şeyin bir      KÜLTÜR ’ü vardır. Devlet memuru olmanın da, Devlet yönetiminin de bir kültürü vardır. Ülkeye egemen olan kültür, kelimenin tam anlamıyla kültürsüzlük örneğidir.

Devlet kurumlarının herhangi bir kadrosunda bir günlük mesaisi dahi olmayan bazı kişilerin sadece siyasi anlayışından dolayı ödüllendirilerek Devlet yönetiminde bulunması son derece üzücüdür. Parlamentonun kapısından girmemiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğundan dahi bi haber, bazı zatı muhteremlerin idari yönetim kademeleri bir yana yasama ve yürütmenin temelini teşkil eden TBMM’ye girmesi sizce nasıl değerlendirilebilir? Daha da önemlisi devlet liyakatından uzak olan bazı isimlerin kabine de yer alıp yönetimde söz sahibi olması memleketimize ve milletimize ne kazanım sağlamıştır? Bu bağlamda sorular birbirini takip edebilir…

Hal böyle olunca “Cahil Cesareti” her yere egemen oldu. Oldu da ne oldu, ülke her bakımdan liyakatsiz, iyi niyet, samimiyet ve ciddiyetten yoksun, Dolmuş Şoförü mantığıyla yönetilir oldu. Dolmuş doldu o zaman sür en kısa yoldan, yolcu güzergâhta beklesin. Yıllar önce yazdığım makalede “Bir Ülkede Dolmuş Varsa Demokrasi Yoktur. Demokrasi Varsa Dolmuş Yoktur” demiş ve ülkemizde maalesef “dolmuş demokrasisi” var demiştim.

Evet, üzülerek ifade etmeliyim ki, bugün tam anlamıyla “Dolmuş Demokrasisi” var. Her şeyi sürücünün belirlediği, sadece kalktığı yer belli olan bir dolmuş düzeni. Müzik açar, isterse durur istemezse durmaz, itiraz ettin mi? kapıyı açar verdiğin parayı verir veya vermez, in aşağı der, inmezsen kenara çeker arkadaşları ile beraber bir güzel döverler; işte Dolmuş düzeni budur.

Yaşadığımız bugünkü düzen de budur. Demokrasilerde en büyük hak “Bütçe hakkıdır”. Oysa bu ülkede Demokrasi denince “sandık”, “oy” akla geliyor. Oy  ve çoğunlukçu dayatma var. Bugünkü yönetim “Bütçe hakkı ’’nı dile getirmeye ve  hesap sormaya dayanamıyor. Ya hain diyor, ya dış güç diyor. Kimi zengin edeceğine, kimi cezalandıracağına kendisi karar veriyor. Hâlbuki “Demokrasi” kurumlar ve kurallar rejimidir. Türkiye Camii değil, siz de imam değilsiniz. Kaldı ki Camiide de, kişinin imamdan bağımsız ibadet hakkı var. Dizleri yorulan bağdaş kurabiliyor.

Başa dönecek olursak, ülkemizin acilen yeni bir güven tazelemeye ihtiyacı var. Ve başta AKP, CHP ve İYİ Parti olmak üzere bütün siyasi partiler kendi içlerinde, fikir ve düşünce dünyaları, memleket sevgileri, insan ve Bayrak sevgisi ile son yirmi yılın tahribatını ortaya çıkaracak “Hasar Tespit Komisyonu”nu kurmalı ve yepyeni bir vizyonla, Demokrasilerde en büyük HAK Bütçe Hakkıdır, ilkesini ve şeffaf, hesap verebilir bir yönetim anlayışını Türk Milleti’ne sunmalı ve ülkemizi bu badireden çekip çıkarmalıdırlar.

Canım Ülkemde bunu başarabilecek, ahlaklı, bilgili, iyi niyetli, samimi ve ciddi kadrolar var. Yeter ki Asil Türk Milleti’ne yeni hikâyeyi, umudu ve yönetim biçiminizi iyi anlatabilesiniz. Ahlak, merhamet, vicdan ve yüreği sevgi dolu bu millet “Nefret”, “Düşmanlaştırma” “Ötekileştirme” ve “Hain” laflarından bıktı.

Şöyle bi durun artık.

Değerler siyasetini bir bırakın.

Kim inanıyor, kim inanmıyor.

Kim Camii’ye gidiyor, kim Cemevi’ne gidiyor, kim Kilise’ye gidiyor, kim Havra’ya gidiyor sana ne kardeşim. Kim nereye istiyorsa gitsin. Senin görevin herkesin istediği gibi ibadetini yapacağı düzeni korumak. Sen Devlet yönetimisin herkese “yakın ara uzak, uzak ara yakın” duracaksın.

Hizmet Siyaseti”ne geçin, hizmet!  Senin görevin Hakkâri’deki çocuğumuza da İzmir’deki çocuğumuza da aynı kalitede eğitim sunmak, fırsat eşitliği sağlamak. Onlar kendi yolunu bulur. Topladığın vergiyi doğru dürüst dağıt!

Bir tek vatandaşını bile cemaatlere, şeyhlere, şıhlara, hainlere esir etme! Vergi ne diye toplanıyor? Sosyal adalet sağlansın diye, 83 milyon vatan evladının refahı, huzuru, adaleti sağlansın diye.

Devlet; kimseyi, kimseye muhtaç etmez ise Devlettir.

Hiçbir kişi ve inanç grubu, Devletten daha güçlü ve büyük değildir.

Ne Mutlu Türküm diyene.

Dr. Hüseyin FİDAN

25’/02/2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir